Evimizi, odalarımızı, eşyalarımızı,
gündelik yaşamımızı ve aile sıcaklığımızı
hatırlayalım. Her köşesi bir anı,
her eşyası bir hikâye...
İstanbul’un kentsel hafızasında 1965-1985 yılları arası, geleneksel mahalle dokusunun yerini modern apartman kültürüne bıraktığı en radikal dönüşüm dönemidir. İlk başlarda yüksek tavanlı, geniş merdivenli ve odalarında döküm sobaların tüttüğü o eski bitişik niza İstanbul apartmanları, yerini önce bahçeli villalara sonrasında hızla dikey mimarinin ilk örneklerine bırakmıştır. Sobanın etrafında toplanılan, kış geceleri mandalina kabuklarının kokusuyla ısınan o kısıtlı yaşam alanları, merkezi kalorifer sistemlerinin gelişiyle birlikte evin her köşesine yayılan bir konfora evrilmiştir. Bu teknolojik geçiş, Nişantaşı’ndan Levent’e kadar uzanan hatta yaşayan kent sakinlerine büyük bir lüks ve hareket özgürlüğü sunmuştur. Apartmanlaşma dalgasıyla birlikte gelen asansör ve kalorifer, sadece birer yapı elemanı değil, aynı zamanda statünün ve çağdaşlaşmanın da en somut sembolleri olarak kabul görmüştür. Evlerin içindeki bu teknolojik devrim, komşuluk ilişkilerini sokak kapısı önünden asansör kabinlerine taşımış ve mahalle kültürünü daha steril bir mesafeye çekmiştir.
Kapısı kapalı tutulan, en güzel eşyaların konduğu ve sadece misafirler gelince açılan özel oda..
Sadece dinlenme alanı değil; aile bireylerinin bir araya geldiği, ısındığı ve anıların kalbi olan en canlı oda idi.
Eskiden bu odaya girmek belli bir yaştan sonra yasaktı ve adı Na-Mahrem odası idi.
Odalar genellikle tek bir çocuğa ait olmazdı. Kardeşler aynı odayı paylaşırlardı.
Taş duvarlar, mermer tezgah, ahşap tereklerde bakır sahanlar, tencereler, ve tel dolap ile nostaljik bir alandı.
WC, hela, ayakyolu, abdesthane, kenef ve yüz numara olarak da bilinen tuvaletler ile kazanda ısıtılmış su, kese ve lifle yıkanılan banyolar
Yüksek tavanları, ahşap parkeleri, ferforje balkonları ve kalın taş duvarlarıyla bir dönemin yaşam kültürünü yansıtan mekânlardır.