Her zaman olduğu gibi komşuluk konusunda da bizi uyaran atalarımız bir yandan“Ev alma komşu al” derken, öte yandan da “kötü komşu insanı ev sahibi yapar” diyerek olayın ciddiyetini daha da güzel gözler önüne sermişler. Her ne kadar ufak tefek olumsuzlukları olsa da komşuluk güzel bir şeydi. “Nerede o eski komşuluk ilişkileri!” diyerek hatırlayalım…

Komşuluk demek, “imece” demekti!
“Organik” sözcüğü pek bilinmezdi ama pazardan alınan mis kokulu domateslerden salça yapılacaksa, bütün komşular toplanır sırayla herkesin salçasını ortak yaparlardı. Mutluluklar “İmece” usulü paylaşıldıkça daha da çoğalırdı.

Çocuk komşuya emanet !..
Herhangi bir acil durumda evden uzağa gitmek zorunda kalan anneler, evde yalnız kalamayacak kadar küçük çocuklarını yakın bir komşuya bırakarak, içleri rahat bir şekilde giderlerdi. O komşular bir süt anne idi bir çoğumuza..Hatta çalışan annelerin okuyan çocuklarını o komşular karşılar yedirir içirirdi.

Komşuda pişer, bize de düşer!
Şimdilerde yenilen içilen her şeyin fotoğrafını sosyal medyada paylaşıp adeta “düşman çatlatmak” modası olsa da, eskiden durum tam tersiydi. Evde pişen ve güzel kokan her şeyden mutlaka komşulara da dağıtılırdı. Tabaklar dolu gider, dolu dönerdi. Şenlik kıyamet hep birlikte yenilir içilirdi.

Komşu komşunun külüne muhtaç!
Komşuluk ilişkilerinde çok hassas davranılırdı. Komşunun bir sıkıntısı varsa “kendi sorunu” deyip kapısını kapatmazdı kimse. Biraz daha az mı bencildik acaba…

“Annem bir fiske tuz istedi”
Evde tuz bitse, soğan bitse ilk akla gelen şey elbette internetten alışveriş yapmak değil, komşudan istemekti. Aslında her mahallede bu tip mutfak ihtiyaçlarının karşılandığı bakkallar da vardı gerçi ama, bakkala gidene kadar komşudan istemek daha kolay geliyordu eski zamanlarda yaşayan bizlere…

“Komşu kapısı” yapmak deyimini unuttuk!
Komşu kapısı yapmak deyimi, sık gidilen yerler için kullanılırdı. Şimdilerde bu deyimi pek kullanmıyoruz, çünkü öyle çat kapı gidilen komşuluk ilişkileri pek kalmadı. Evde yoksa “Komşuya gitmiştir” diye düşünülürdü. Kahve ve çay sohbetleri demekti komşular.

Yedek anahtarımızı verecek komşumuz vardı..
Tatile giderken anahtarımızı verdiğimiz, evimize girip çiçeklerimizi sulayan, Varsa evcil hayvanlarımıza bakan komşularımız vardı. Evin havalandırılması, temiz kalmasını bile takip ederdi komşularımız. Evi yalnız bırakmayıp komşulara emanet ederdik.

Komşuda film geceleri….
Komşuluk nostaljisi yapınca en keyifli konudan bahsetmemek olmaz. Yetmişli yıllarda siyah beyaz televizyonun ilk çıktığı zamanlarda her sokakta birkaç ev alabilmişti bu muhteşem kutuyu. O zamanlar Türk filmi olduğu gecelerde televizyonu olan komşuda toplanıp seyredilen filmlerin keyfini bir de büyüklerden dinlemek lazım. Demli çaylar, patlatılan mısırlar, kestane kebaplar ve en acıklısından Ayşecik filmlerini hep birlikte ağlayarak izlemenin tadını hangi 3D filmde bulabilirsiniz şimdi…

Komşular ile balkon sohbetleri….
Şöyle kahveyi çayı alıp balkonda vakit geçirme zamanları geride kaldı. Balkonlar, yıllarca ailelerin soğuk kış ayları dışında evin en çok kullandığı kısmı olma özelliğini taşıdı. Kahvaltıların yapıldığı ve yemeklerin yenildiği, misafirlerin ağırlandığı, hatta geceleri yatakların serilip uyunduğu mekanlar oldu. Şİmdi ya balkon görünümlü çıkıntılar var yada balkon olan evlerde alkonlar kapatılıyor. Dolayısıyla balkon sohbetleride sona erdi…
