Bilindiği üzere cemiyet, insanlardan oluşur. Mahalleyi ayakta tutan insandır. Şehirler mahallelerden meydana gelir. Birbirleriyle dayanışma içinde olan insanlar, mahallenin temelidir. İnsanlar aileleriyle bütünleşmiş olarak mahallelerde ikāmet ederler. Her mahallede yaşayan canlı bir kültür vardır. Aynı mahallede yaşayan insanlar, birbirlerinin her çeşit oluşumundan haberdar olurlar. Doğan ve ölenlerin, evlenenlerin şahidi mahalle sakinleridir. Dînî değerler, geçmişten gelen kültür birikimleri, örf-âdet ve töreler ailelerde temsil edilir; neticede bu hâl mahalleye yansır. Dolayısıyla her mahallenin ayrı bir kültürel havası vardır. Mahalle, kişilerin ve ailelerin yaşadığı temel hayat mekânıydı. Elbette ki gündelik hayat, mahallelerde cereyan eder. O mahallede yaşayan değerlere göre, insan ve toplum hukuku geçerlidir. Çocukların gelişmesi ve yetişmesinde aile ve akrabalar kadar, mahalle sakinlerinin de tesiri hattâ denetimi vardır. Dolayısıyla bilhassa yeni yetişen çocuklar ve gençler, mahalledeki kontrol mekanizması sayesinde sosyal hayat kaidelerine riâyet edilmesi gerektiğini öğrenirler. Mahallede yaşayanların karşılıklı hoşgörü, anlayış ve tesânüdüyle, insan münasebetleri güzel bir zeminde gelişir ve pekişir. Yerleşik dînî inanç ve kültür değerleri, mahallî âdet ve uygulamalar, orada yaşayan insanların şahsiyetleriyle bütünleşir. Terzisinden imamına kadar söz konusu mahalle sakinlerinin hayatları iç içeydi. Birbirinin sosyal ihtiyaçlarını alçakgönüllülükle karşılayan bu insanların komşuluk münasebetleri akrabalık bağlarının bir adım önündeydi.

Bütün sokaklar, arsalar, bahçeler, parklar, deniz kenarları bizimdi…
Bunun bir çeşit çocuk özgürlüğü olduğunu; arsalar binalarla dolduktan, bahçeli evlerin yerini apartmanlar aldıktan, sokaklar arabaların egemenliğine geçtikten sonra büyüyünce anladık. Meğer şanslıymışız çünkü özgürmüşüz. Boş arsalardan dolayı oyun alanı çoktu. Ya okuldaydık ya sokaktaydık. Okuldan gelince sokağa çıkılır, akşam olup hava kararana, anneler yemeğe çağırana dek, kan ter içinde oynanırdı. “Sokağa Çıkmak” diye bir deyim vardı. ” Baban geldi, seni çağırıyor ” denene kadar eve girilmezdi.

Sokak Sakinleri İle Selamlaşılırdı…
Mahalle kültürüyle büyümenin en güzel yanlarından biri sabah evden çıktığımızda ya da akşam eve dönerken yolda rastladığımız mahalle sakinlerine selam vermek, hatırlarını sormaktı. Mahallenin esnafıyla, camdaki teyzelerle, yolda gördüğümüz arkadaşlarımızla ayaküstü sohbet etmek mahalle hayatının değişmez bir parçasıydı. Müspet ya da menfi bir olayın ceremesi veya semeresini bütün mahalle paylaşırdı. Ölüm, doğum, evlilik, sünnet gibi sosyal hadiselerin üstesinden hep birlikte gelinirdi.

Mahalledeki sorumluluk bilinci !…
Mahallede herkes birbirinden kendisini sorumlu hissederdi. Örneğin, mahalleden bir kıza görücü geldiğinde, damat adayı araştırılır, soruşturulur, anne-babaya bilgi verilirdi. Derse çalışmayan, okuldan kaçan, tembellik eden çocuklar için, mahallenin kanaat önderleri devreye girer, telkin yoluyla ikna etmeye çalışırlardı.

Mahallenin tasarruf anlayışı !…
Her yıl okullar kapandığında ders kitapları tek tek kaplanır, bir yıl sonra bir alt sınıftan üst sınıfa geçecek çocuklara verilirdi. Böylece yeniden kitap almadan sosyal dayanışma yolu ile kitap paylaşımı olurdu. Hatta, bitmemiş defterler de verilirdi. Defterlerin yazılan kısımları tutkalla yapıştırılır, boşta kalan sayfaları kullanılırdı. Küçülen kıyafetlerin el değiştirmesi de sık rastlanan bir olaydı.

Bir zamanlar zengin ve fakir aynı mahalledeydi…
Aynı mahallede idik,zengini,fakiri,esnafı, yoksulu, bir arada birliktik, omuz omuza sımsıcak yaşardık henüz bölünmemiştik, henüz ayrılmamıştık. Henüz icat olmamıştı, Residanslar siteler, dubleksler, tripleksler. Gariban sıkışınca kime gidebileceğini bilir Zengin kimi gözeteceğini bilir, esnafla memur gül gibi geçinip giderdi. Fakir zengini hırsızlıkla zengin, fakiri tembellikle suçlamazdı. “Bir üst mahalleye terfi etme sevdası” yoktu. Yandaki resimdeki gibi hilton oteli ve çiftçinin aynı karede olması bugün nasıl yorumlanır?

…’lerdeki televizyonu gördünmü?…
Mahallede, değişim ve dönüşüm çok hızlı yaşanırdı. Hatta bu değişimin ilk örneği olan birisinin ispirtolu ocak almasıyla başlayıp onu diğerlerinin takip etmesi alışkanlığı; Merdaneli çamaşır makinası, TV, bulaşık makinası, video ve kameraları takip ederek cep telefonuna kadar uzandı. Mahallenin özellikle kadınları eşlerine genelde imrenme duygularını kullanarak erkeklerdeki azmi güçlendirip teknolojik gelişimi hızlandırırlardı.

Yaşlılara, hastalara el birliği ile bakılırdı..
Mahallede yaşayan herkes adeta büyük bir ailenin ferdi gibiydi. Biri hasta olduğunda bakımı yapılır, ona yemek götürülür, yaşlılar sık sık ziyaret edilerek alışveriş ihtiyaçları karşılanırdı. Bu yardımlaşma, mahalle ruhunun değerli bir özelliğiydi.

“Ayol duymadın mı!” ...
diye başlardı dedikodulara mahallenin bazı teyzeleri. Uzaktan normal insan gibi görünürler, bildiğin teyze gibidirler. hatta gayet sıradan bir şekilde muhabbet falan edebilirler. ama mahalleden birisinin ismini duydukları anda mekanizmaları devreye girer. o anda teyze başkalaşım geçirir ve biriktirdiği bütün dedikodu malzemelerini umarsızca ve iştahla saçar karşısındakinin üstüne.

“Küçüüüük bana bir omo alır mısın?”
Bizler için o zamanlar bu lafı duymak dünyalara bedeldi. Çünkü bu bizim için bir bahşiş habercisi söz idi. Çakal gibi biri bakkala gönderse de paranın üstüyle kendime bir gazoz alsam diye beklerdik. Son sürat işleri yapar, bahşişi verene kadar çaktırmadan kapıda beklerdik!

“Eve kadar taşıyayım mı?”
Pazardan elleri dolu dolu gelen birine yardım etmek de farklı bir bahşiş getirisiydi, bu durumda para üstü olmadığından bahşiş de söz konusu olmaz ve onun yerine eve gelenlerden bir meyve , çikolata gofret ikramı söz konusu olurdu.

En Zevkli Oyunlar Mahallede Oynanırdı…
Mahallede maçlar yapılır, seksek, lastik, çelik çomak, saklambaç ve daha birçok oyun oynanırdı. Okuldan dönünce hevesle sokağa inilir ve eğlence başlardı. Çocukluğumuzun en renkli en güzel anılarında mahallede oynanan oyunların yeri büyüktür. Her mahallenin değişik oyunlar için ayrılmış sahaları vardı.

“Ağaaacaaa dalaaaan vaaarr! “
bağırışları eşliğinde az erik aşırmadık komşuların bahçesinden. Hemen hemen her mahallede erik,dut,kiraz ve incir gibi meyve ağaçları vardı. Pazardan alınan hiçbir meyve o bahçedekiler kadar lezzetli değildi o zaman, ya da bize öyle geliyordu. Birkaç kişi erketeye yatar, geri kalanlar da ağaca çıkar, toplayabildiğini toplardı. O “Ağaca dalan var” diye bağıran arkadaşlar da büyüdüler troll oldular şimdi.

Mahallemizin Kızı kavramı vardı…
Hiçbir erkek mahallenin karısını ve kızını dişi gözüyle görmez hatta başka erkeklerin kendi mahallesindeki kadın ve kızlarına kötü gözle bakmasına izin vermezlerdi. Mahallenin kızlarına karışma haklarını dostluktan alır yeri gelirse onları görür, gözetir, korur arka çıkardı.

mahallenin gülü…
Mahallenin genelde en güzel kızına o isim konurdu. Bu hatunlara mahallenin bütün erkekleri aşıktı, sadece aralarında bazı şanslı olanlar onunla birlikte olma şansını yakalamıştır. Ama o yürüken arkasında bir çok ergenin ve mahalle abisinin onun hakkında konuştuğuna çok sık şahit olunurdu.

Mahallenin Abileri olurdu…
-Tek kale maç yaparken gelirlerdi pat diye maçın ortasında en önemli yerde at bakıyım abine de hareket gör derlerdi. Alırlardı topu kunduralarıyla öyle bir abanırlardı ki feleğimiz şaşardı – Mahallenin köşe başında çekirdek çıtlatıp, küçüklerin kendi aralarında yaptıkları maçları izlerler, kavga çıktığında “noluo lan burada” bağırışı ile otorite olup olayı çözerlerdi. – Otokontrol olarak mahallenin genç kızlarını koruma altına alır, ergenliğe geçenlere neyi nerede nasıl yapacakları konusunda fikir verip öncülük ederlerdi. Favori replikleri “var mı rahatsız eden ?”dir. – Mahallede oluşan kazalarda ilk hasar tespitini yaparlardı. Racon konusunda öğreticilik,eğiticilik ve ikna etme görevleri vardı.

Valla Keserim topunuzu…
Apartmanın alt katlarında yer alan evinin camına yada mahallede duran arabasına sürekli top değen teyzeler veya amcaların bir hışımla sarf ettiği cümledir. bunun bir de çocuklar gürültü yapmayın keserim topunuzu versiyonu vardır ki genelde hastası olduğunu iddia edip ispat edemeyen kişilerden oluşurdu.

Sinek ilaçlama arabası geçince kaçardık….
Çocukların adrenalin dolu eğlencesi, sinek ilaçlama arabalarının arkasından koşmaktı. Sokağın en ucundan görür görmez hepimiz heyecanlanmaya başlardık. Evdekiler de pencereyi kapatmak için salonda adeta depar atardı.
