
Eskiden pencerelerden sepetler aşağı sallanır, alışverişler bu şekilde yapılırdı. Evinde bir arızası olan aşağı seslenir, esnaf da yardımcı olurdu. Dükkanlar gönül rahatlığıyla komşulara emanet edilir, kapısı açık bir şekilde bırakılabilirdi. Eski esnaflar sokaktan geçeni tanıdığından dolayı adres sorma yeriydiler aynı zamanda. Büyük kentlerde değişen yaşamla birlikte , hayatımıza entegre edilen alışveriş çılgınlıkları, bizlere rahatça empoze edildi.Karşı çıkılmasına rağmen, büyük kentlerde açılan süper, hipermarketler küçük esnafı öldürmeye yetti.Eskiden mahalle bakkalından sağlanan kazanç ile 3-4 kişilik bir aile geçimini sağlıyordu.

Çok mücadele etti esnafımız kapitalizm ve bizim değişen alışkanlıklarımızla

Bakkallar,, Her ailenin düzenli olarak alışveriş yaptığı bir bakkal vardı. Bu bakkal amcalarla samimi ilişkiler kurulurdu. Başka bakkala gitmek, oradan bir şey satın almak ayıp bir şeymiş gibi hissedilirdi. Bakkallar sadece alışveriş yapılan bir yer değildi. Veresiye diye bir şey vardı mesela. Ay sonunu denkleştiremeyen birçok aile için veresiye sığınılacak bir şeydi. Bakkalın bir çırağı olurdu ve size poşetleri taşımada yardım ederdi veya telefonla verdiğiniz siparişleri kapınıza kadar getirirdi.
Kasaplar,, mahallenin kasabına sokaktan hemen düz ayak girilir. Dukkanlarinin kapılarında içeriye sinek girmesini önle boncuk dizilerinin dip dibe eklenmesi ile elde edilen perdeler olurdu. Yağlı kağıdın kokusundan, kıyma makinesinin tokmağına, kediler için artık almaya gelmiş teyzesinden, fiks 150 gram kıyma alan emeklisine kadar mahalle kasabının sıcak bir ruhu vardı. Vitrin camlarında da kıçına karanfil sokulmuş koyunlar ve folyolu boyunlu tavuklar görülürdü.


Manavlar, Genelde köşe dükkanları tercih ederlerdi. Meyvenin sebzenin üzerine karton parçalarına yazılan fiyatlar iliştirdi. Sebze ve meyve koymak için genelde gazte kağıdından kendi yaptıkları kese kağıtlarını kullanılırlardı. Önlerindeki mavi önlükleri ve özellikle kışın sebzeleri soğuk suda yıkamadan morarmış elleri ile unutulmazlardı.
Tuhafiyeciler, El örgü yünlerinin yanısıra, makastan mezuraya, düğmeden don lastiğine iğneden çıtçıta kadar hepsini satan dükkanlardı. Çorap, mendil, perde halkası, lastik, yün, boncuk gibi pek çok ince detay ürünlerin satışının gerçekleştirildiği dükkânlardır. Kaneviçe işlemek, dantel örmek, boncuk ya da pul işlemek gibi tüm el sanatlarında malzeme ihtiyaçlarının karşılandığı yerlerdi.


Manifaturacılar, Fabrika işi her türlü kumaş, bez ve dokumaya Manifatura eşyası denir, kumaş alıp satan kimseye manifaturacı bu alım satımın yapıldığı yere de manifatura dükkanı denirdi.
istanbul’da insan hayatının doğum, sünnet, okula başlama, evlenme ve ölüm gibi tüm aşamalarında törenler için manifaturacılardan alınan malzemelere ihtiyaç duyulurdu.
Tüccar Terziler, Eskiden “tüccar terzi” tabelaları vardı. Kendi de terzi olan sermayesi de olanlar, dikeceği elbisenin kumaşını da dükkanında satar ve daha çok kazanırlardı. Tüccar terziler konfeksiyon sanayimizin çok zayıf olduğu dönemlere ait bir meslek idi. O zamanlar size tıpatıp uyan bir ceket, pantolon ya da takım elbise alamazdınız. Alabilseniz bile üstünüzde yabancı yabancı durur ve sırıtırdı. O zaman insanlar tüccar terzilere gidip kumaş seçer ve zaman zaman provaya giderek kendilerine uygun takım elbiseye sahip olurlardı.


Yorgancılar, Yorgancılık 70’li yıllarda en gözde sanatlardandı. Öyle ki kuyumculuk kadar kıymetliydi. Genç kızların çeyiz sandığı onlardan sorulur, dükkanın önünde kuyruklar bile oluşurdu. Yorganlardaki motifler ise yorgancılar arasında rekabete bile neden olur; gece olunca el fenerini alan yorgancı, motif çalmaya çıkar, soluğu diğer yorgancı dükkanlarının önünde alırdı. Eskiden çeyiz ve sünnet düğünleri için yorgancıların kapısını çalan müşteriler çoktu.
Kunduracılar,, Eskiden ayakkabılar kaliteliydi, pahalıydı, alım gücü yoktu, ayakkabıların tamiri yapılırdı. Özellikle dar gelirli vatandaşlar eskiyen ayakkabılarını tamir ettirerek yenilemeyi tercih ederken, kunduracılarda geçimlerini daha çok tamir işlerinden sağlıyordu. Ayakkabıların hepsi deriydi. Bir de altı kösele idi onlara ayrıca pençe yaptırırdı. Pençe atılmış ayakkabının yürürken çıkardığı ses de meşhurdu vakti zamanında. fors atmanın, caka satmanın olmazsa olmazlarındandı. Topuk lastik yaptırırdı. Onun tamiri daha çok olurdu


Marangozlar, Eskiden ev yapımında özellikle kapı ve pencere yapımında ahşap kullanılır, Maarangozlarda bunların gerek yapımında gerekse tamirinde gerekli esnaflardı. Bunun yanında ağırlıkla masa, sandalye, divanlar, tel dolaplar, şark köşeleri, yer sofrası, un elekleri, tahta kaşık, beşik, baston, balta sapı, davul tokmağı, fırıncı küreği, kırma masa, balıkçılara tezgah için tablalar ve tabi ki tabut bu marangozlar da yapılan ürünlerdi.
Mahrukatçılar, odun ve kömür satan kişilere denir. Eskiden Ağustos ayı ile birlikte vatandaşlar odun kömür telaşına düşüyordu. Ton ile odun ve kömür alınır evlere taşıtılırdı. Özellikle doğal gazın gelmesi ve fuel oil veya elektrik ile ısınma tercihleri Mahrukatçıların ve onlarla birlikte, taşıyıcılığı üstlenen at arabacıları, nakliyeciler, yükleyicilerin de işlerini kaybetmesine yol açtı.


Attarlar, Türkçe’de daha çok aktar şeklinde söylenen kelime, “güzel koku” anlamındaki Arapça ıtrdan gelmektedir. Ancak attar yalnız güzel kokular değil her türlü şifalı bitkileri ve bunlardan yaptığı ilâçları da satardı. Eskiden beri serbest ticaret yapan attarlar bugünkü eczacılar gibi bazı temel bilgilere sahip olması , gerek sağlık gerekse ticaret bakımından maddelerin korunma usullerini bilmesi, çabuk bozulan maddeleri de tanıması gerekiyordu.
Saatçiler, Mekanik saatler saat ustaları tarafından yapılabilirdi ancak. Geçmişten bugünlere kadar gelen saray, cep, duvar ve kule saatleri zamanın en değerli tanıklarından idi. Eskiden kurmalı saatler vardı. Şimdi pilli saatler var.Y eni teknolojiyle üretilen birçok saatin tamiri mümkün değil. Şimdi telefonlarda bile saat var ve saat artık bir aksesuar haline geldiğinden dolayı bu dükkanların kapanması kaçınılmaz oldu.


Bakırcı ve Kalaycılar, 1980’ lere kadar her kent ve kasabanın hemen hemen her semtinde, pazar yerlerine yakın sokaklarda bir kalaycı dükkanı bulunurdu. Kalaycı dükkanları genellikle bakırcıların yanı başında ya da bizatihi bakırcı dükkanının içinde ayrı bir bölümde yer alırdı.Mesleğin en önemli zorluklarından birisi bize getirilen eşyanın silinmesi.Gelen eşyayı önce kumla siler, eşya ne kadar temiz silinirse yapılan kalay o kadar temiz olur derlerdi.
Çömlekçiler, Topraktan yapılmış çanak, çömlek, testi, sürahi, bardak, kase, küp ve saksı gibi eşyalar satan esnafa çömlekçi denirdi. Orta ve üst gelir grupları, kalaylanmış bakır kap kullanırdı. Eskiden Bayezid Meydanı’nda bir sıra çömlekçi dükkanı vardı. Toprak kapların yerini zamanla bakır ve benzeri maden kaplar aldı. Çamur, kolaylıkla elde edilen hammaddelerin en eski, kullanışlı olanıdır. Yumuşakken kırılmadan biçimlendirilebilir. Özlü çamurdan elle veya çömlekçi çarkından geçirilerek çeşitli ölçülerdeki kalıplara dökülüp form kazandırılmaktadır. Fırınlarda pişirilerek, üretilen çömlekler genellikle sulandırılmış çamurla sırlanmaktaydı.


Plakçılar ve Kasetçiler, Plakların yavaş yavaş 1970 sonlarına doğru azaldığı dönemlerde, Pikap üretimi durmuş, mevcut cihazlar da yok pahasına eskici arabalarındaki yerini almıştı. Kimisi eski plakları, anılara, mevcut hatıralara olan saygısından bir süre sakladı… Ama kasetin ihtişamı, çok geçmeden bu eski dostları da kapı önüne koydu. Özellikle 80’lerde altın çağını yaşayan kasetçilik bir esnafı doyuracak düzeyde idi. Buradan hazır kaset alınabildiği gibi dükkanlara liste verilip istenilen kasetleri de doldurtmak mümkün idi.
Video Kulüpler, Seksenli yılların video kaset furyası döneminde bandrollü betamax ve vhs filmleri satan veya günlük kiraya veren yerlere denirdi. Buradan film kiralamak için önce üye olunurdu. Filmi kiraladığınız adam kaseti orijinal kutusundan çıkarıp başka bir kutuya koyardı. orijinal kutular sergilenmesi için hep rafta bekletilirdi. iyi bir film gelmişse çaresiz günlerce beklemek zorunda kalınabilirdi. Bu işlem yapılırken kaset kabinin içinde bekleyen bir fişe kiralayanın adi soyadı kiralama ve teslim tarihi de yazılır, bu fiş kiralama suresince kasetçide kalırdı.

Bizlerden önce tükenen meslekler de vardı:

Vatmanlar :
Kent içi yolcu taşımasında kullanılan, yol üzerinde çıkıntı yapmayacak biçimde döşenmiş özel raylar üzerinde hareket eden, elektrik gücüyle işleyen yolcu taşıtlarına tramvay, bu araçları yani tramvayları kullanan kişilere ise vatman denirdi. Vatmanlar genel olarak çok fazla değişkenlik göstermeyen güzergahlarda görev yaparlardı.

Arzuhalciler :
Okuma yazma oranı az olduğundan dolayı adliye, tapu, evlenme gibi işleri takip edip dilekçe hazırlayan kişilere verilen isimdi şimdi adliyelerin önünde görmek mümkün ama biten meslekler arasında gösterilir.

Nalıncılar, Takunyacılar :
Nalın düz zeminler; taş, ıslak veya çamurlu yerlerde, genelde abdesthane, hamam ve banyolarda, eski ocak başlarında(mutfak) giyilen, üstten tasmalı bir tür tahta ayakkabı. Nalın, Arapça“nal” ayakkabı, ve “naleyn” bir çift ayakkabı, manasına gelen kelimeden türemedir.Takunya üretimi Osmanlı döneminden gelen bir meslek. Eskiden her evde kullanılırdı. Şimdi tüketim alanları daraldı. Hamamlarda kullanılıyor.

Bastoncular :
Yürümeyi kolaylaştırmak için dayanak olarak kullanılan, ağaç ve metal malzemelerden yapılan bir araç olan baston, çeşitli tekniklerle işlenerek ve süslenerek sanatsal bir nitelik kazanmıştı.Bastonun ana malzemesi ağaçtır. Kızılcık, akça ağaç, akgürgen, ceviz, çam, gül, muşmula, çınar, kayın, fındık, meşe, kiraz ve porsuk ağaçlarından yapılır.

Külekçiler :
Yoğurt, süt, pekmez gibi yiyeceklerin konulduğu tahta saplı kaplara külek adı verilirdi. Bu kapların marifeti çoktu, İçine konulan ekmekler bayatlamıyor, yoğurtlar fazla sularını çekiyor. Anlayacağınız lezzete lezzet katıyorlardı.Bu işi yapanlara da külekçi denirdi.

Elekçiler, Kasnakçılar :
Elek eskiden tahıl ürünlerinin elenmesi için önemli bir araçtı. Meslek Kasnakçılık olarak ta geçerdi. Öncelikle bağırsak ve kiriş adı verilen malzeme istenilen kalınlıkta ve uzunlukta kesip ip haline getirilir. Sonra bunu ıslak olarak elek şeklinde ağaç kasnak tabanına açılmış delikler yardımıyla örülür. Yapımı yarım saat en fazla bir saat sürerdi. Hemen hemen her evde kullanılan ve en az 3 adet bulunurdu.

Sepetçiler :
Yiyecek ve eşya taşımak için yapılan saplı ve sapsız kaplara sepet, yapım bilgisine sahip kişilere ise sepetçi denilmekteydi. Sepet yapımında genellikle yaşlı ve kalın kestane ya da fındık ağaçları; bunların yanında saz, kamış, ince söğüt dalları, sorgun ağacı, buğday sapı gibi çok çeşitli, esnek dal ve liflerin kullanıldığı da görülmektedir.

Semerciler :
Önceden şehir içerisinde her çeşit yük taşımacılığı da “Eşeklerle” ya da “At Arabaları” ile yapılırdı. Yük ve binek hayvanı olarak kullanılan at, eşek ve katır gibi hayvanların taşıyacaklar yükün hayvanın sırtına zarar vermemesi için ağaç iskelet üzerine deri ile keçe arası kamış otları ile doldurulup sarılarak dikilen semer çok özen isteyen bir sanat dalıdır.

Nalbantlar :
Atların tırnaklarının kırpılması ve dengelenmesi ve gerekirse ayakkabıların tırnaklarına yerleştirilmesi de dahil olmak üzere at tırnak bakımı konusunda uzmandır. Bir nalbant, bazı demircinin becerilerini bazı veteriner hekimlerin atların ayaklarına bakım yapma becerileri ile birleştirir.

Kendirciler :
Kendircilik, kenevir bitkisi liflerinin, insan eliyle bükülerek işlenmesinin adı. Sicim, urgan, halat, hamak, file ipliği gibi birbirinden farklı pek çok alanda kullanılıyordu. Nemli ve karanlık mağaralarda kendir liflerinin ip haline dönüştürülmesi gerekmekteydi. Çünkü büküm işleminin yapılabilmesi için ortamın nemli olması gerekiyordu.

El Dokumacılığı :
Osmanlılar döneminden beri yaygın bir sanattı el dokumacılığı. Genelde ilk akla gelen Halı ve Kilim olur ama Elle dokunmuş olan diğer dokuma çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz; çatma, astar, çuha, kadife, peştamal, kaftan, ihram, hilali, seraser, canfes, hare, zerbeft, Şam bağdadisi, kemha, Şam toplusu, elvani, gürgün, atlas, aba, diba, serenk.

Yün Eğirme :
Koyundan veya keçiden kırpılan yün yıkandıktan sonra kurutulur. Daha sonra kurutulan bu yün özel bir mekanizma yardımıyla ip haline getirilir. İşte yünü ip haline getirmeye yün eğirmek denir.

İpek Böcekçiliği :
İpek,ipek böceğinin(en çok dut ipek böceği)ürettiği yumuşak, parlak bir liftir. İpekböceği bir tırtıldır ve bu lifi kendine koza örmek için üretir. Eskiden insanlar bu liften iplik yapar ve kumaş dokurlardı.

Tabaklık (Sepicilik-Debbağlık) :
Ham deriyi kullanılabilir hale getirmek için uygulanan işlemlerin tümüne tabaklama (sepileme) bu işi yapana da tabak ustası (sepici) denmekteydi. Tabaklık, derinin kurumadan ve bozulmadan deriyi işleme terbiye etme zanaatıdır.

Torakçılar :
Odunun, odun kömürüne dönüştürülme işlemiyle uğraşanlara Torlukçu veya Torakçı deniliyor. Torak, kesilip budanan odunların bir huni şeklinde üst üste yığılmasıdır. Bir çok işlemden geçtikten sonra kömür haline geliyor;kesim, budama, kümbet yapma, çeltik sapı ya da samanla örtme, toprak örtme, dolma, besleme, soğutma, eleme ve yıkama..
