O yıllarda çocuk olmak, sokağı bir oyun alanına, mahalleyi ise büyük bir arkadaşlık dünyasına dönüştürmek demekti. Bu dönemde çocuklar; hayal güçleri, arkadaşları ve sokaklarıyla kendi oyunlarını kurardı. Apartman önleri, boş arsalar, okul bahçeleri ve mahalle araları her gün yeni bir maceraya sahne olurdu. Misketler, ipler, toplar ve tebeşirlerle saatler süren oyunlar oynanırdı.
Saklambaçtan sekseğe, yakan toptan mahalle futboluna kadar her oyun paylaşmayı, dayanışmayı ve birlikte eğlenmeyi öğretirdi.
Büyükler tarafından öğrenilen oyunlar nesilden nesile aktarılır, her mahallede farklı bir hikâye yaşanırdı. Akşam yemeğine kadar süren bu oyunlar, çocukluğun en güzel hatıraları arasında yerini aldı. Bu dönem sokakları sadece geçilen yollar değil, çocukların özgürce büyüdüğü, arkadaşlıkların kurulduğu yaşam alanlarıydı…
VASATTA OLSA PARKLARIMIZ VARDI...
Birçok mahallede hiç park bulunmaz, olan parklarda ise birkaç salıncak, kaydırak ve tahterevalliden fazlası olmazdı. Oyuncak ve oyun alanlarının kısıtlı olması nedeniyle çocuklar aynı parkları paylaşır, kendi eğlencelerini yaratırdı.
O dönemin parkları, büyük oyun alanlarından çok çocukların buluştuğu, arkadaşlıkların kurulduğu küçük mahalle köşeleriydi.


SALINCAKTA SALLANMAK...
Parklarda bulunan birkaç salıncak için çocuklar sıraya girer, kendi sıralarını beklerdi. Çocuklar bazen tek başına sallanır, bazen arkadaşları tarafından itilerek daha yükseğe çıkmaya çalışırdı. Rüzgârı yüzünde hissetmek, daha yükseğe çıkma heyecanı yaşamak çocukluk mutluluklarının en basit ama en güzel anlarından biriydi.
Mahalle parklarındaki salıncaklar, çocukların buluştuğu, sohbet ettiği ve arkadaşlıkların kurulduğu küçük ama değerli oyun alanlarıydı.
TREN OYUNU...
Çocukların sokakta veya mahalle aralarında oynadığı eğlenceli grup oyunlarından biriydi. En az 5-6 çocuk arka arkaya dizilir, öndeki çocuk lokomotif olur, diğerleri ise vagon gibi onun arkasından tutunurdu.
Öndeki çocuk yön verir, tren sağa sola döner, hızlanır, yavaşlar ve bazen istasyonlara uğrar gibi dururdu.
Çocuklar kendi aralarında tren sesi çıkararak oyuna daha fazla eğlence katardı.


TİLKİ TİLKİ SAAT KAÇ...
Bunun için bir kişi tilki olur ve tilki olan kişinin arkası gruba dönük bir şekilde duvarın önüne geçer.Diğer çocuklar hep birlikte duvardan uzak bir yerde yan yana sıra olur. Sayışarak çocuklar arasından bir tilki seçilir. Daha sonra tüm grup hep birlikte tilkiye saatin kaç olduğunu sorar. Tilki saatin kaç olduğunu söylerse o kadar tilkiye doğru adım atılır. Adım atarken adımlar da yüksek sesle sayılır. Tilkinin yanına gelindiğinde yavaşça tilkinin arkasına dokunulur ve kaçılır. Tilki kaçanlardan birini yakalamaya çalışır ve yakalanan kişi de bir sonraki sefer tilki olur.
KUTU KUTU PENSE...
İstenen sayıda oyuncuyla oynanan tekerlemeli bir oyundur. Oyuncular el ele tutuşarak daire olurlar ve melodisiyle ;
“kutu kutu pense Elmamı yense
Arkadaşım -bir isim- Arkasını dönse”
Tekerlemesini söylerler.
Adı söylenen oyuncu arkasını döner. Sırayla herkes arkasını döndükten sonra aynı tekerlemeyle önlerine dönerler.


EN DE TURA 1-2-3 ...
Kökeni Fransızca "un , deux , trois " (ön dö trua) ( 1 , 2 , 3 ) "en de tura"ya dönüşmüştür.
Bir oyuncu ebe seçilip duvara yüzünü döner. Ellerini duvara vurarak "en de tura 1-2-3 " der. Ardından oyunculara döner bu esnada oyuncular kıpırdamadan durmaya çalışırlar. Kıpraşan elenir. İsteğe göre "en de tura güzellik" ve "en de tura çirkinlik" de kullanılabilir. oyuncular bu komuta göre garip yüz ifadelerine bürünürler.
BEZİRGAN....
Oyuncular tekerleme aracılığıyla aralarından iki kişiyi seçerler. Bunlar bezirgânbaşı olur ve kendilerine bir isim verirler. Karşılıklı olarak el ele tutuşarak bir kapı oluştururlar. Daha sonra diğer oyuncular bir kervan misali ardı ardına sıralanırlar ve bu kapının içinden geçerler. Bu sırada oyunun şarkısı söylenir: “Aç kapıyı bezirgânbaşı, bezirgânbaşı…Kapı hakkı ne alırsın, ne verirsin, arkamdaki yadigâr olsun, yadigâr olsun. 1 sıçan, 2 sıçan,
3’üncü de kapana kaçan.” Bezirgânlar kapının içine aldığı oyuncuya sorarlar, bezirgan adını sorarlar, Kapının içindeki çocuk hangi bezirgânın adını söylerse onun arkasına geçer ve bu durum kervanın son oyuncusuna kadar devam eder. Oyunun ikinci aşamasında bir halatı tutarak ya da birbirlerine kenetlenerek çekişmeye başlarlar. İlk hangi grup halatı bırakırsa, o grup oyunu kaybeder.


YAĞ SATARIM BAL SATARIM...
Bu oyun genellikle,İlkokullarda beden derslerinde öğretmen nezaretinde oynanan bir oyundu. Sınıfta ki kişiler,yere çömelir ve bir daire oluşturulurdu, elinde mendil olan ve mendilin bir ucuna da düğüm atılırdı. Daire olmuş kişilerin etrafında,yağ satarım,bal satarım,ustam ölmüş ben satarım diyerek gezerdi ve birisinin arkasına mendili bırakırdı,arkasında mendil olduğunu fark etmeyen kişi mendil ile dairenin etrafında kovalanır ve yerine oturuncaya kadar,kendisine mendil ile vurulurdu.
ARAPSAÇI...
Oyuna başlamadan önce oyuncular bir daire oluşturacak şekilde yere oturur. Bir oyuncu, elindeki ip yumağını, ipin ucunu bırakmadan bir diğer oyuncuya atar. Yumağı yakalayan kişi ipi tutar ve yumağı başka birine atar. Böylece giderek büyüyen bir ağ oluşur. Oyunun ikinci bölümünde oyuncular düğümü çözmeye çalışır.


SAKLAMBAÇ...
Yaz akşamlarının vazgeçilmez oyunu tabi ki saklambaçtı. Aileler sıcaktan bahçelerine çıkarlar ve çay faslı başlayınca,mahallenin gençleri kızlı erkekli saklambaç'a koyulurdu ve geç vakitlere kadar sürerdi.
Saklambaçta çanak,çömlek patladı değimi vardı. Ebeyi şaşırtmak ve karanlıkta başkasının ismini ona söyleterek sobelemekten ibaretti ve devamlı kıyafetler değiştirilirdi. Bu herkesin bildiği klasik saklambaçtı.
KUKALI SAKLAMBAÇ...
Tüm oyuncular oyun alanında toplanır. Aralarından bir ebe seçilir. Oyunculardan biri ortaya konan topa ya da teneke kutuya vurarak oyun alanından uzak bir noktaya atar. Tüm oyuncular ebe topu tekrar oyun alanına getirene kadar saklanır. Ebe, kukayı getirdikten sonra saklananları ararken, başka oyuncular yeniden kukayı uzağa atabilir. Ebe kimi görürse kukaya basar ve “kukaladım” der. Oyun bu şekilde devam eder.


KÖR EBE...
Oyuncular arasından bir ebe belirlenir ve gözleri bağlanır. Oyun, adını ebenin gözlerinin Bağlanmasından alır. Oyuncular ebe ortada kalacak biçimde bir halka oluşturur.
“Türkü söyler döneriz, Bil bakalım biz kimiz,
Göster bizi körebe” sözlerini söyleyerek ve el çırparak ebenin çevresinde dönerler. Ebe bu sırada kollarını öne doğru uzatarak dokunduğu oyuncunun başını, yüzünü ve üstünü elleriyle yoklar. Kim olduğunu anlayabilirse adını söyler. Eğer tanırsa, dokunduğu oyuncu ebe olur. Tanıyamazsa, oyun aynı ebeyle sürer.
ELİM SENDE...
En basit biçimiyle, ebenin öbür oyuncuları kovalayıp içlerinden birine dokunarak onu ebe yapmaya çalışmasına dayanan çocuk oyunuDUR. Daha birçok adı vardır. Bazı ülkelerde oynanırken dokunmayla veba (İtalya), cüzam (Madagaskar), humma (Ingiltere) gibi hastalıkların ya da pirenin (Ispanya) bulaştığı varsayılır.
Bazı biçimlerinde oyuncular ebe tam kendilerine dokunacağı sırada, önceden kararlaştırılmış tahta, demir ya da belirli bfr renkteki bir eşyayı tutarak, yerden yüksek bir yere çıkarak ya da çömelerek ebe olmaktan kurtulurlar.


DEKMAN...
Oyun baştan bir senaryo dahilinde kararlaştırılır ve karakter seçimi yapılırdı. Ya el işaret parmağı ilerde kalıp tabanca gibi gösterilir, ya oyuncak tabanca veya onun yerini tutacak bir alet ile oynanılırdı. DEKMAN rakibi donduracak ölümsüz bir şifre idi. Dekmanlanan rakip, donmuş kalmışken, dekmanlayan, kaç adımda rakibe ulaşabileceğini hesaplar, deklare eder ve adım sayardı. Tahmin ettiği ve deklare ettiği adımda rakibe ulaşamaz ise, rakip tekrar kaçma ve saklanma şansına sahipti. yoksa esir alınmış olurdu.
BÜLBÜL KAFESTE.....
Oyuncular el ele tutuşarak bir halka oluşturur. Bu halka bülbül kafesi olur. Oyuncular arasından iki-üç ‘bülbül’ seçilir. Bülbüller kafes içinde dolaşır. Oyun sırasında halkadaki oyuncular ellerini bırakarak, “bülbül kafeste” der. Bu sırada bülbüller halkanın dışına çıkmaya çalışır. Halkadaki çocuklar, bülbülleri dışarı çıkarmamak için hemen birbirlerinin ellerini tutar ve kafesin açık yerini kapatır. Kafesten kaçabilen oyuncular, oyunu kazanmış olur.


KÖŞE KAPMACA....
Beş - altı kişi ile oynanır. Oyunda amaç köşeleri kapmaktır. Bir tane ebe vardır. Oyuncular köşeleri kapmaya çalışırken ebe köşeleri kapmaya çalışır. Dışta kalan ebe olur.
MENDİL KAPMACA...
Yine bu oyun okularda oynanırdı. Sınıftakiler ikiye ayrılarak, karşılıklı dizilir ve ortada elinde bir mendil tutan,kişinin vermiş olduğu işaretle,guruplardankarşılıklı iki kişi çıkarak mendili rakibine yakalanmadan kendi tarafına getirmeye çalışırdı


MENEKŞE MENDİLİN DÜŞE.....
Çok sayıda oyuncu ile oynanır. İki grup seçilir ve bu gruplar kendi oyuncularından birini başkan olarak seçerler. Oyuna ilk olarak başlayacak olan grubun elemanları el ele tutuşurlar ve diğer grubun elemanları “Menekşe mendilin düşe, bizden size kim düşe” diye sorarlar. El ele tutuşan grubun başkanı genellikle o gruptan zayıf bir oyuncunun bir ismini söyler. Seçilen bu oyuncu koşarak gelir ve el ele tutuşan oyunculara çarpar. Bu çarpma sırasında el ele tutuşan oyuncuların elleri açılırsa, bu oyuncular karşı tarafa geçer. Elleri açılmazsa diğer gruptan çarpmaya gelen oyuncuda bu tarafa geçer. Oyun gruplardan birinde hiç oyuncu kalmayana kadar devam eder.
SEK SEK...
Seksek, yere tebeşir ile birbirini izleyen kareler ya da daireler çizilmesi ve numaralandırılmasıyla oynanır. Birden fazla kişiyle oynanan oyunda, oyuncular, çizili alanların içine sırayla taş atarlar. Eğer taş çizili alanların dışına düşer ya da çizgiye denk gelirse, taş atma sırası öbür oyuncuya geçer. Atış başarılıysa oyuncu tek ayağı üzerinde sekerken, taşı öbür ayağıyla iterek bütün boşluklardan geçirmesi gerekir. Eğer öbür ayağı yere değer ya da boşlukların arasındaki çizgilere basarsa yanar ve sırasını kaybeder.


İP ATLAMA...
İki çocuk karşılıklı olarak ipin ucundan turarak çevirir. Çocuklar sırayla ipten atlamaya çalışırlar. İp atlarken şu tekerlemeleri söylerler:
“Laleli belkız, İçeriye gir kız, İpten çık kız,
Dışarıya çık kız.
Denizde dalga, hoş geldin abla, Eteğini topla, rahat otur abla,
Etek bluz, İngiliz turist, Nereden çıktı bu iki kız.”
LASTİK OYUNU...
Kız çocuklarının en sevdiği sokak oyunlarından biriydi. İki çocuk lastiği bacaklarına geçirerek karşılıklı durur, diğer çocuklar ise belirli hareketlerle lastiğin üzerinden atlardı.
Oyun genellikle lastik önce ayak bileğinde, sonra dizde, belde ve daha yüksek seviyelerde devam edecek şekilde zorlaşırdı.
Her seviyede farklı atlama şekilleri yapılır, hata yapan oyuncu sırayı bir başkasına bırakırdı.
Basit bir lastik parçasıyla oynanan bu oyun; ritim, denge, dikkat ve el-göz koordinasyonu gerektirirdi.


ORTADA SIÇAN...
Üç kişiyle oynanıp, iki kişi kenarda, bir kişi ortada olup, kenardakiler topu atıp ortadaki kişi almaya çalışır.
DOKUZ TAŞ...
Farklı büyüklükte dokuz taş (kayrak taşı) üst üste konulur. İki grupla oynanır. Bir grup taşları bekler, diğer grup elemanları sıra ile topu atarak taşları devirmeye çalışır. Yığından taş yıkmayı başardıkları zaman kaçarlar. Bekçi olan grubun elemanları topu aralarında birbirlerine atarak kaçanları vurmaya çalışırlar. Vurulan oyundan çıkar. Kaçan grup elemanlarının hepsi vurulmadan taşları tekrar yığmayı başarırlarsa çul yapmış sayılırlar ve oyun yeniden başlar


İSTOP...
Oyuncular bir daire oluşturur. Oyunu başlatmak için çocuklardan biri ebe olur. Ebe, oyunculardan birinin adını söyleyerek topu havaya atar. Top yere düşerken, adı söylenen oyuncu topu havada yakalarsa, başka birinin adını söyleyerek topu yeniden havaya atar.Topu havada tutamayan çocuk, topu yerden eline aldığında “istop” diye bağırır. Kaçışan oyuncular “istop” denildiği anda oldukları yerde durmak zorundadır. Bu durumda ebe, duran oyunculardan birini topla vurmaya çalışır. Vurulan oyuncu 1 puan kaybeder ve ebe olur. Üç kere vurulmuş olana bir ad takılır ve oyun o isimle devam eder.
YAKAR TOP...
Yakar top oyunu en az 4 kişiyle oynanırdı.
Oyuncular ya sayışarak yada eşleşerek iki eşit sayıda grup oluştururlar ve ortaya geçen gurubu belirlemek için sayışma yapılırdı.Atış mesafesi için iki tarafa da çizgi çizilirdi ve bu çizgiyi geçmeden her iki taraftan topla çizginin içindeki oyunculara atış yapılırdı. Top kime değerse o çıkardı. Havadan gelen topu yere düşürmeden tutan bir hak daha kazanmış olurdu.


MİNYATÜR KALE MAÇ...
Futbol için küçük sayılabilecek bir alanda yapılan maçların kalelerine denir. Alan küçük olunca oyuncu sayısı da nispeten daha az olur. çocuklar için 5-6 ayak, büyükler için ise 4-5 ayak uzunluğunda kalelerdir bunlar. Genellikle kale direği tabir ettiğimiz şeyler taşlarla oluşturulur. Atılan bir şut bel üstünden giderse toplar gol olarak geçerli sayılmaz. Minyatür kale maçlarda kesinlikle kaleci olmaz, bu yüzden orta sahayı geçmeden kaleye çekilen şutlar gol olursa yan hakem bu golü geçerli saymaz. Hiç bir oyuncu kalenin ön tarafına çizilen dikdörtgenin içinde topa müdahale edemez, eğer ederse bu penaltı ile cezalandırılır ve tabi bu penaltı da boş kaleye arkası dönük olarak atılır.
JAPON KALE...
ikiden çok kalenin ve her kaleye sahip bir ya da daha fazla kişinin birbirleriyle yaptığı maça verilen isim. En az üç kişi oynanır, bu durumda da iki taraf anlaşarak entrika yaparken diğer tarafın canına okunur, daha komplike oyunlarda entrika yaptığını sanan bile başka bir entrikanın kurbanı olabilir. Ofansif oynadıkça zevki artan çok varyasyonlu zevk dolu bir top oyunudur.


ALMAN KALE...
ilk başta oyuncular yere düşürmeden top sektirme yarışı yapar. topu en az sektiren kaleye geçer ve topu oyunculara atarak oyunu başlatır. Oyuncuların her seferinde topa bir kez dokunma hakkı vardır. oyuncular ancak topu havada sektirme şartıyla topa birden fazla dokunabilir. Paslaşılarak kaleye gelinir. en son bir oyuncu topu kaleye atar. Bacak arası girdiyse 5 sayı yazılır kalecinin hesabına. vole de 5 sayılık rove şota 10 sayılık, kafa golü ise 3 sayılıktır. Oyuncu golü eğer sektirerek attıysa sektirdiği kadar sayı kalecinin hesabına geçer, eğer top kaleyi bulmayıp dışarı çıkarsa, topu dışarı atan kaleye geçer.
TOPAÇ OYUNU...
Sert ağaç cinslerinden topaçlar yapılırdı,genelde şimşir ağacı tercih edilir ve topacı yere hızlıca atınca kırılmaması için bu ağaç tercih edilirdi.
Topacın ucuna kabara dediğimiz ve yerde dönmesini sağlıyan çivi çakılırdı,topaçın dengesi önemliydi ve bu denge güzel olursa daha fazla dönerdi. Topaça bal mumu yedirilmiş ip sarılır ve ustalıkla yere atılırdı.
Topaç oyunları iki türlü oynanırdı.
1-Büyükce yere bir daire çizilir ve boş topaçlar bunun içine konurdu,oyuncu topacını bunun içine atarak,yerdeki boş topaçları dairenin dışına çıkarmaya çalışırdı,çıkardığı topaç onun olurdu.
2-Birde zaman yarış yapılırdı,aynı anda döndürülen topaçlardan hangisi daha fazla dönerse o galip sayılırdı.


MİSKET OYUNU - BAŞ...
Baş dediğimiz oyun türü: Misketler yan yana sıra ile dizilir ve elimizde ki en gösterişli ve ağır misketi ona başlık denirdi. tabi önceden yere kaç misket dizileceği konuşulurdu ve herkes yere o kadar misket koyardı veya dizerdi.
Başlık ile herkes dizili olan misketlerden açılır ve en uzağa açılmış olan ilk atışı yapma hakkına sahip olurdu. Herkes yerdeki misketlerden uzaklığına göre atma sırası belirlenirdi. En yakında olan,misketlerin başında kalırdı ve ilk atacak kişi ona şunu sorardı,Hangi baş? Sağ baş veya sol baş denirdi, o taraftan vuran vurduğu kadar misketi alırdı.
MİSKET OYUNU - MORS...
Tabii yine Misket ile oynanan MORS denilen ve yere bir eşit kenar üçgen çizilip,içine misketlerin konması ile oynanan bir tür vardı. Burada amaç başparmağın ile sıkıştırdığın başlığını tek tek üçgenin içindeki misketleri vurarak çizgilerin dışına çıkarmaktı. Eğer başlığınız üçgenin içinde kalırsa yanar ve o ana kadar yerden topladığınız, misketlerde tekrar yere bırakırdınız.


MİSKET OYUNU - KARIŞ
Karış, vurulan misket ile atış yapılan misket arasındaki el mesafesine (karış hesabına) dayanan, daha yakın mesafeli bir oyundur. Bir oyuncu kendi misketini yere bırakır. İkinci oyuncu ise belirli bir mesafeden bu miskete doğru kendi misketini fırlatır. Atılan misketin yerde duran diğer misketi vurması ya da çok yakınına düşmesi gerekir. Eğer atılan misket hedefi vurursa oyuncu kazanır. Vuramazsa ama aradaki mesafe oyuncunun bir karışından (baş parmak ile serçe parmak arası mesafe) daha az ise oyuncu yine kazanmış sayılır.
MİSKET OYUNU - KUYU...
Kuyu denilen bir misket oyunu vardı ve bu da iki türlü oynanırdı. Herkes misketin rahatlıkla gireceği bir kuyu açardı ve o kuyudan bir karış mesafeden öbür misketlere atış yapardı veya rakibini kuyusuna misketini sokarsa, oradan oyuna devam ederdi kuyusu ele geçirilmiş oyundan çıkar ve oyunun bitmesini beklerdi.


GAZOZ KAPAĞI İLE - YILAN
Tebeşirle yere yılan gibi kıvrılan, virajlı ve uzun bir yol (pist) çizilir. Yolun bazı bölümleri geniş, virajları ve zorlu kısımları ise kapakların ucu ucuna sığacağı kadar dar yapılır. Yılan yolunun bittiği uç kısma geniş bir daire, onun da tam ortasına gazoz kapağından biraz daha geniş bir bitiş daireciği (hedef) çizilir. Her oyuncu sırası geldiğinde kapağına parmağıyla tek bir fiske vurarak yılanın gövdesi boyunca ilerletmeye çalışır.Atış sonrası gazoz kapağı çizilen yılan yolunun dışına çıkarsa oyuncu yanar.
ÇEMBER ÇEVİRMEK
Genellikle demir bir çember ve onu yönlendirmek için kullanılan bir çubukla oynanırdı. Çocuklar çemberi yere bırakıp çubuk yardımıyla hareket ettirir, düşürmeden ilerletmeye çalışırdı.
Mahalle yollarında, boş arsalarda ve sokak aralarında çemberini en uzun süre dengede götüren çocuk kendini başarılı sayardı.Bazen yarış yapılır, kim daha hızlı veya daha uzağa götürebilecek diye eğlenilirdi.


BİRDİR BİR...
Oyuna başlamadan önce bir ebe seçilir. Diğer 9 kişinin, ebeden 20-25 adım ötede duracakları yer belirlenir ve hepsi 3-4 adım aralıklarla dizilir. Ebe eğilip belini kamburlaştırır, atlama yapacak 9 çocuk tekerlemenin kendi numaralarına ait kısmını tam ebenin üzerinden atlarken söyler. Çocuk diğerlerinin üzerinden de atlar, en sona gelindiğinde kendisi de eğilir. Birinci sıradaki, ebenin üzerinden “birdir bir” deyip atlar ve 3-4 adım ileride o da eğilerek sırtını kamburlaştırır. Ardından ikinci sıradaki koşarak ebenin ve diğerinin üzerinden atlar ve en sona geldiğinde o da eğilir.
GÜVERCİN TAKLA...
Bu oyun, vücudunu iyi kullanmak isteyen şimdiki beden derslerindeki,kasadan atlama gibi bir şeydi.İki guruba ayrılır ve ebe gurup kasayı oluşturur,öbür gurubun oyuncuları koşarak gelip bu insan kümesinin eğilmiş vaziyetteki sırtlarından takla atarak ve öbür tarafa ayak üzerinde düşülecek şekilde geçmekti.
Elin yere değmesi veya takla aşamama yanma sebebi idi.


ZIRZIR ZINBA...
Büyük bir daire çizilir içine ebe girerdi ve seksek tek ayak üzerinde,zırzır zımba diye bağırarak birine değmeye çalışırdı.
Yalnız bu oyun sertti,ebenin sırtına yumrukla arkadan vurmak serbesti,ebe can havli içinde yine sekerek dairesine kaçardı..
HALAT ÇEKME
Çocuklar iki gruba ayrılır, kalın bir ipin iki ucundan karşılıklı tutarak kendi tarafına çekmeye çalışırdı.
Ortaya bir çizgi belirlenir, rakip takımı çizginin kendi tarafına geçirmek oyunun amacı olurdu. Güç kadar takım halinde hareket etmek, aynı anda asılmak ve birbirine destek olmak da önemliydi.
Genellikle kalabalık arkadaş gruplarıyla oynanan bu oyun, çocuklara dayanışmayı ve birlikte mücadele etmeyi öğreten eğlenceli sokak oyunlarından biriydi.


UZUN EŞEK...
İki gurup halinde oynanan eşli uzun eşek, ,oyunu yöneten bir kişinin ilk baştaki kafasını bacaklarının arsına sokup eğilirdi ve arkadaşları da ardı ardına, onun arkasına dizilirlerdi,bur da amaç eşeği çökertmekti. Herkes bir kişinin üzerine atlayarak bütün ağırlık ona verilir ve o şahıs üzerindeki yükü çekemeyip,yere düşerdi, buna eşek çöktü denirdi. Oyunu yönetene Üsteki ekip başı,parmakları ile bir sayı gösterirdi ve alttakilere sorardı.
Çattı pattı kaç attı?
Altta ki sözcü bir sayı söylerdi eğer,gösterilmiş rakamı bilmişse,guruplar yer değişirdi.
ÇELİK ÇOMAK...
Biri uzun diğeri kısa iki sopa kullanılarak oynanır. Kısa olan ve sürekli yerde kalan sopa, uzun sopayla uç kısmına vurularak havalandırıldıktan sonra, en uzak noktaya ulaştırılmaya çalışılır. Kısa sopaya, üç kez havalandırıp vuramayan oyuncu, sırasını rakibine verir. Sopayı en uzak noktaya atan oyuncu, oyunu kazanmış olur. Ne kadar uzağa vurursan o kadar rakibinin sırtında medin yanına kadar, binilerek gidilirdi.


ADAM GÖMMECE...
Herkesin bir sağlam sopası olurdu ve yumuşak bir toprakta kendisine bir daire çizer ve kimin ebe olacağını belirlemek için herkes elindeki sopa ile çeliği saydırırdı,kim az saydırırsa o ebe olurdu.
Ebe sıra ile elindeki çeliği kişilere atar eğer o kişi çeliğe vuramazsa yani ıskalarsa ebe o olurdu.
Burada amaç hızlıca çeliğe vurmak ve uzağa göndermekti. Ebe çeliği getirinceye kadar kuyusu kazılırdı ve kuyu belli bir derinliğe gelmişse,kuyunun içine oyuncular tarafından altı okka denilen hareket yapılırdı, yani yaka paça atılırdı.
ÜSTTE KALDI -
FUTBOLCU KARTLARI YADA KİBRİT KUTU ÜSTKAPAKLARI İLE
Oyuncular sırayla duvara yanaşır. Kartı veya kibrit kutusunu dik bir şekilde duvara yaslarlar. Kart, duvardan aşağıya doğru serbestçe bırakılır (sallanır). Kart duvara sürünerek yere düşer ve havada süzülerek zeminde bir yere konuşlanır. Bir sonraki oyuncu da aynı şekilde kendi kartını duvardan bırakır. Eğer bırakılan kart veya kibrit kutusu, yerde duran diğer kartların herhangi birinin üstüne kısmen bile olsa temas edecek şekilde düşerse, atan oyuncu yerdeki tüm kartları toplar ve kazanır.


TORNETE BİNMEK
Eski tahta parçaları, bilyeler, rulmanlar veya kullanılmayan malzemeler bir araya getirilerek küçük tornetler yapılırdı. Çocuklar saatlerce uğraşıp kendi araçlarını tasarlar, ardından sokaklarda, yokuşlarda veya boş arsalarda yarıştırırlardı. Direksiyon gibi kullanılan bir tahta parçası veya ip yardımıyla yön verilir, hız kazanmak için yokuşlardan aşağı inilirdi. Hazır oyuncakların az olduğu dönemlerde çocukların üretme becerisini, hayal gücünü ve el emeğini gösteren bu oyun, mahallelerin en heyecanlı eğlencelerinden biriydi.
UÇURTMA UÇURMAK
Bahar aylarında çocukların en sevdiği sokak eğlencelerinden biriydi. Çocuklar çoğu zaman kendi uçurtmalarını ince çıtalar, renkli kâğıtlar ve ipler kullanarak kendileri yapardı. Boş arsalar, tepeler ve geniş sokaklar uçurtma uçurmak için en uygun yerler olurdu.
Çocuklar uçurtmalarını daha yükseğe çıkarmak için rüzgârı takip eder, bazen birbirleriyle kimin uçurtmasının daha uzun süre havada kalacağını yarışırlardı.Kendi emeğiyle yapılan bir uçurtmanın gökyüzünde süzülmesini izlemek, o dönemin çocukları için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağıydı.


UÇURTMA UÇURMAK
Bahar aylarında çocukların en sevdiği sokak eğlencelerinden biriydi. Çocuklar çoğu zaman kendi uçurtmalarını ince çıtalar, renkli kâğıtlar ve ipler kullanarak kendileri yapardı. Boş arsalar, tepeler ve geniş sokaklar uçurtma uçurmak için en uygun yerler olurdu.
Çocuklar uçurtmalarını daha yükseğe çıkarmak için rüzgârı takip eder, bazen birbirleriyle kimin uçurtmasının daha uzun süre havada kalacağını yarışırlardı.Kendi emeğiyle yapılan bir uçurtmanın gökyüzünde süzülmesini izlemek, o dönemin çocukları için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağıydı.
KUMDAN KALE YAPMAK
Yaz aylarında, sahillerde, boş alanlarda ve toprak-kum bulunan yerlerde oynadığı en keyifli oyunlardan biriydi. Çocuklar elleriyle kumu şekillendirerek kaleler, yollar, kuleler ve küçük şehirler yapardı. Bazen deniz kenarında kovalar, kaplar ve küçük kürekler kullanılarak daha büyük kum kaleleri oluşturulurdu. Yapılan kaleler süslenir, etrafına hendekler açılır ve çocukların hayal dünyasında büyük bir oyun alanına dönüşürdü.


KARDAN ADAM YAPMAK
Kar yağışı, çocuklar için büyük bir oyun ve eğlence fırsatı demekti. Çocuklar mahalle aralarında bir araya gelir, elleriyle karları yuvarlayarak büyük toplar oluşturur ve üst üste koyarak kardan adam yapardı. Kardan adamın gözleri kömür veya taşlarla, burnu havuçla, kolları ise dallarla tamamlanırdı. Çocuklar yaptıkları kardan adamlara farklı şekiller verir, bazen atkı ve şapka takarak onları süslerdi.
KIZAKLA KAYMAK
Kar yağdığında çocuklar mahalledeki yokuşları oyun alanına çevirir, tahta kızaklarla veya kendi yaptıkları basit kızaklarla kayarlardı. Bazı çocuklar eski tahta parçaları, tahtadan yapılan oturaklar ve metal parçalar kullanarak kendi kızaklarını hazırlardı. Yokuşun başından hızla aşağı inmek, arkadaşlarla yarışmak ve bazen düşüp yeniden kalkmak bu oyunun en eğlenceli anlarıydı.


TİLT OYNAMAK
Çocukların özellikle kahvehane, oyun salonu ve bazı dükkânlarda karşılaştığı en heyecanlı oyun makinelerinden biriydi. Camlı bir kutu içinde bulunan küçük metal bilye, oyuncunun kontrol ettiği kollarla (paletlerle) yukarıda tutulmaya çalışılırdı. Amaç, bilyeyi kaybetmeden hedeflere çarptırmak, puan kazanmak ve makinedeki ışıkları yakmaktı.
Çocuklar ellerindeki jetonla birkaç dakikalık bu heyecanlı oyunu oynar, en yüksek skoru yapmak için uğraşırdı.
ATARİ İLE YENİ DÜNYA
1980’li yıllarda çocukların ve gençlerin hayatına giren Atari, evde oynanan ilk elektronik oyun deneyimlerinden biri oldu. Televizyona bağlanan bu küçük oyun konsolları sayesinde çocuklar ekran karşısında farklı dünyalara adım atmaya başladı. Joystick kullanılarak oynanan oyunlarda araba yarışı, uzay savaşları, futbol ve macera oyunları büyük ilgi görürdü. Genellikle mahallede bir evde bulunan Atari’nin başına arkadaşlar toplanır, sırayla oynanır ve en yüksek puanı almak için yarışılırdı.


PACKMAN
Atari salonlarında ve ev tipi oyun cihazlarında oynanan Pac-Man’de amaç, ekrandaki sarı karakteri yönlendirerek labirent içindeki noktaları toplamak ve hayaletlere yakalanmamaktı.
Oyuncular joystick ile Pac-Man’i hareket ettirir, özel güç noktalarını kullanarak hayaletleri kısa süreliğine etkisiz hale getirmeye çalışırdı.
Basit görünmesine rağmen dikkat, hız ve strateji isteyen bu oyun, dönemin çocukları için büyük bir heyecan kaynağıydı.
0.
