
Hobilerin insanların boş zamanları doldurmaktan çok daha ötede işlevleri var. Hobiler kişinin görsel, işitsel ve sözel yeteneklerini, karar alma ve iletişim becerilerini, takım çalışmasına yatkınlığını artırıyor. Ayrıca hobiler insanların yeni tanıştığı kişilerle kolay iletişim kurmasını kolaylaştırıp çevre edinmelerine yardım ediyor.
Hobiler bizi kedimize yeten, yalnızlıkla başa çıkan, doyumlu ve yaratıcı insanlar yapıyor.
Her birimizin özel bir yeteneği yok elbet; ancak hepimizin mutlaka ilgi duyduğu, uğraşmaktan zevk alabileceği bir faaliyet alanı mutlaka var. Hobi edinmek isteyenlerin aklına ilk anda bir şey gelmeyebilir ama biraz çabayla herkes kendine tutkuyla bağlanacağı bir hobi bulabilir.
Eğer hayatı bir bütün olarak algılayabilirsek hem işlerimizi ve sorumluluklarımızı yerine getirip hem de hobilerimize yer açabiliriz.

Kolleksiyonlar;
Kartpostal biriktirmek, pul biriktirmek, sigara kutusu biriktirmek, kağıt peçeteleri biriktirmek, Çikolata folyosu biriktirmek, sigara paketi ve kibrit kutusu biriktirmek, minyatür içki şişeleri biriktirmek, oyuncak araba veya kurşun asker biriktirmek, Anahtarlık biriktirmek, Eski plak ve kaset biriktirmek, eski para biriktirmek, yabancı para biriktirmek, her türlü bileti biriktirmek, kalem biriktirmek, gazoz kapağı , misket biriktirmek, deniz kabukları biriktirmek, parfüm veya içki şişesi biriktirmek, çakmak biriktirmek, magnet ve cam küre biriktirmek,

Futbolcu Kartları-Kartpostalları biriktirmek;
Biriktirilen bir başka şey de futbolcu resimleriydi. Bunlar genellikle leblebi tozu, çiklet gibi yiyeceklerin promosyonuydu. Bir sigara paketinin yarısı büyüklüğünde, renkli ama çok kötü basılmış bu kartonların ön yüzünde futbolcunun resmi, arka yüzünde ise futbolcu hakkında bilgi bulunurdu. Kumara eğilimli çocuklar bu resimlerle oyun oynarlardı. Sıcak yaz günlerinde gölge bir köşede iki çocuk, ellerinde futbolcu resimleri koleksiyonları, yan yana otururlardı. Birer resim seçerler, üst üste koyup duvara dayarlar, sonra duvardan ellerin çekerlerdi. Resimlerden kiminki üste düşerse, her iki resmi de o çocuk alırdı. Bu resimler çeşitli oyunların pazarlık konuları da olurdu. Çocuklardan biri oyun oynamak istemiyorsa, koleksiyonun eksik parçası olan Hollanda milli takımından “sarı fare” Cruyff’un resm rüşvet olarak teklif edilir ve oynamayan çocuk durumu bir kez daha değerlendirirdi.

Kaset Kopyalamak;
İkili bir kaset çalara ihtiyaç vardı. Kapağın birinde A diğerinde B yazardı. A ya kopyalamak istediğiniz, arkadaşınızdan aldığınız bir kaseti B ye de boş kaseti veya sevmediğiniz bir dolu kaseti koyardık. Sonrası çok kolay play ve rec tuşuna aynı anda basarsınız ve işte kasetinizi kopyalamış olurdunuz. Ya komple kopyalardık yada istersek seçtiğimiz şarkıları tek tek bir kasette toplardık.
Boş kaset kıtlığından dolayı evde mevcut anne ya da babanın tsm, thm tarzı kasetlerinin üzerine çekim yapılması da mümkündü. Tabii ki kız kardeş varsa pop şarkıları için bizim kasetlerin de ayni amaca hizmet etmesi kaçınılmazdı.

Kaset Doldurtmak;
Öncelikle arkadaş tavsiyeleri alınarak bir kaset-plak stüdyosu ünvanlı müzik dükkanı seçilir ve oraya gidilirdi. Şu kriterler hesaba katılarak;
- Hangi müzik türünde eserler olacağı,
- eski ve yeni eserlerin ayni kasette yer alıp alamayacağı
- ayni sarkıcıdan birden fazla eserin bulunup bulunmayacağı
- ilk şarkıdan sonra hangi şarkının yer alacağı ve tüm sıralamanın yapılması
- kasetin bir tarafının yavaş, diğer tarafının tempolu şarkılara ayrılması
- kasetin iki veya daha fazla arkadaş tarafından ortaklaşa hazırlanması
düşünülerek liste verilirdi.
gidilen noktadan seçilen şarkı adedine göre 90 lık ya da 60 lık hatta belki 45 lik kaset seçilerek istenilen şarkılar kaydettirilirdi. Özellikle asker ocağına gönderilen kasetlerde veya askerlerin bulundukları yerdeki plakçılarda doldurttukları kasetlerde "ANONS" özel tercih olarak kasetlere koydurulurdu. Şu kişiye ithaf edilmiştir, şu kişiye selam olsun gibilerinden anoslar eklenirdi. Bir diğer özel konuda kaset sonlarında boşluklara enstrumantal müzikler konması da genel tercihlerdendi.
Bir hafta falan sonra gidilir alınırdı kaset. Eve gelindiğinde güzel bir kapak hazırlanırdı dışına. Kaset üstüne yapıştırılan çıkartmaların ve üstlerine yazılan yazıların düzeni önemliydi.

Telsiz Kullanmak;
Yasak kalktıktan sonra 80’lerde bir telsiz furyası başladı. Hemen hemen herkesin çevresinde telsizi olan bir tanıdığı vardı.
80 lerde çokça kişinin kullandığı bu cihazlara olan merak ilgi çekici düzeyde idi. Sabit veya el cihazınız ve telsiziniz öncelikle fm li olmalıydı ve anten bağlantıları iyi olmalıydı. Gevşek bağlantılar iletişimde problem çıkarmaktaydı. 21.kanal bekleme ve dinleme kanalıydı. Cihazınızı çalıştırıp bu kanalda anons geçerseniz dinlemede olan diğer istasyonlar size cevap veriyordu. Bu halk bandı telsizlerde kendi çağrı kodumuzu kendimiz seçiyorduk ve çağrı yapar iken bu kodu kullanıyorduk. Telsiz ile; “brek brek arkadaş arıyorum, arkadaş..” ya da “bayan arkadaş arıyorum, bayan arkadaş..” diye anons yapılır ama genelde buradaki arkadaşlıklar yüzeysel olmaktan öteye gitmezdi.

Mektup Arkadaşlığı yapmak;
Okulda öğretilen yabancı dili pekiştirme amaçlı olan yabancı mektup arkadaşları, o zamanın en büyük eğlencelerinden birisi idi. Bir zamanlar international youth service (iys) adıyla hizmet veren kuruluş sayesinde yaygınlaşmış arkadaşlık çeşidi, başka kültürleri tanımanın esaslı yollarından biriydi. Ayrıca Hey dergisi gibi bazı farklı mektup arkadaşı bulma alternatifleri de vardı. Siz, isminizi, adresinizi gönderiyorsunuz, hangi yabancı dilde mektuplaşmak istediğinizi (Almanca, İngilizce, Fransızca) bildiriyorsunuz, onlarda Avrupa’dan ya da Dünya üzerinde ki başka bir memleketten arkadaş bulup, onun ve sizin mektup ile haberleşmenizi sağlayıp aradan çekiliyorlar. 70-80’li yıllarda “tüm dünyadan arkadaş edinmek” amacı ile Hollanda’dan, Norveç’ten ve daha bilumum ülkeden yaşıtlarımızla bu yolla arkadaş oluyorduk. PTT’nin müdavimiydik. süslü mektup kağıtları ve renkli kalemler alınır, yurdun değişik yörelerine ait kartpostallar Türkiye’yi tanıtma fırsatı verir, kişi vatani görevini yerine getirmiş gibi gururlanırdı :)) Yabancı dil bilgisi gelişirken değişik kültürlerle alışveriş yapma imkanı bulur, bu yazışmalar ve fotoğraf değiş tokuşları ile at gözlüklerini çıkartıp dünyaya açık bir hale gelirdik. Sınırları, politikayı, farklılıkları unutan insanlar için hoş anılar, güzel arkadaşlıklar getirir di beraberinde. Tabi ki güzel veya yakışıklı yabancı partner arayışı da hayal olarak kalsa da olasılıklar arasındaydı.

Yavrukurt ve İzci Kamplarına Gitmek;
İzcilik 7 yaşında başlar, 18 yaşına kadar sürer: yavrukurt (7-11), izci (11-15) ve ergin izci (15-18) diye basamakları vardır. Resmi bayramlarda Yavrukurtlar ellerinde trampetler, borazanlar, üstlerinde bir örnek kızıl kahverengi gömlekler, kahverengi pantolon ve etekleriyle uygun adım yürüyüş yaparlardı. Boyunlarında birer mendil bağlıydı ve bu mendiller büyük ve renkliydi. Başlarında da kahverengi şapkalar vardı. Şapkanın ön ortasında bir kurt başı parlardı güneş yansıdıkça. Kısa pantolon ,şapka, düdük, fular tam teçhizat yazları izci kamplarına gidilirdi . Özellikle kamplarda yardımlaşma ve paylaşma duyguları artar, gece yürüyüşleri ve hayk (gece barınak kurup bir vakte kadar dağda kalma) çalışmalarıyla çevreye uyum ve ortak çalışma becerisi kazanılırdı. Sosyal etkinliklerde görev alarak ekip ruhuna sahip olunurdu.

Piknik Yapmak ;
Çizgili pijamalarıyla orada dahi haber dinleme aşkları sebebiyle pilli radyolarıyla boy gösteren babalar, akarsuyun içinde soğuması için bekletilmeye bırakılmış karpuzlar, evde döne döne de yapılsa asla aynısı olmayan mangalda pişen etin insanın iştahını kabartan o tarifsiz kokusu, semaver çayı eşliğinde yenen çekirdekler, türlü kuruyemişler ve herkesin önünde minik bir tepe görüntüsü oluşturan çekirdek kabukları ve daha nicesi piknik hatıralarının vazgeçilmezi.

Evcil Hayvan Beslemek ;
80’lerde çocuk olmak, bir hayvanla dostluk kurmayı çoğu zaman bugünkünden çok daha doğal ve samimi bir şekilde yaşamak demekti. Apartmanların önünde, bahçelerde, mahalle aralarında büyüyen çocuklar için bir kuşun ötüşü, akvaryumdaki balıkların hareketi ya da sokaktan sahiplenilen bir kedinin gelişi günün en büyük mutluluklarından biriydi. Kafesin kenarına konan muhabbet kuşuyla konuşmak, bakkaldan alınan yemlerle güvercinleri beslemek, bahçede köpekle oyun oynamak; ekranlardan uzak o yılların en güzel uğraşlarından biriydi. Bu bölümde, 80’lerin mahalle kültüründe hayvanlarla kurulan o saf bağı, küçük sorumlulukları ve çocukluğumuza eşlik eden sevimli dostlarımızı hatırlıyoruz.

Enstrüman Öğrenmek, Dernekler ve Müzik Kültürü ;
80’lerde bir enstrüman çalmayı öğrenmek, sadece müzikle uğraşmak değil; bir çevrenin, bir arkadaş grubunun ve ortak bir heyecanın parçası olmak demekti. Mahallede gitar taşıyan bir genç, evde bağlama tıngırdatan bir çocuk ya da düğünlerde, derneklerde sahne alan amatör müzisyenler büyük ilgi görürdü. Müzik kursları, halk eğitim merkezleri ve çeşitli dernekler; bağlama, gitar, org, akordeon, mandolin ve darbuka gibi dönemin sevilen enstrümanlarıyla yeni yeteneklerin yetiştiği yerlerdi. Kasetlerin elden ele dolaştığı, şarkı sözlerinin defterlere yazıldığı o yıllarda en büyük keyif; birkaç arkadaş bir araya gelip çalmak, söylemek ve kendi küçük müzik dünyasını kurmaktı. Bu bölümde, 80’lerin samimi müzik ortamını, enstrüman merakını ve bir neslin sesini hatırlıyoruz.

Defter Kültürü: Günlükler, Anılar ve Anketler
80’li ve 90’lı yıllarda defterler sadece ders çalışmak için değil, duyguları saklamak, dostlukları ölümsüzleştirmek ve eğlenmek için de kullanılırdı. Kilitli günlükler en gizli sırların emanet edildiği yerken, anı defterleri arkadaşların güzel dilekleri, şiirleri ve unutulmaz cümleleriyle dolup taşardı. Elden ele dolaşan anket defterlerinde ise “En sevdiğin sanatçı kim?”, “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” gibi sorular cevaplanır, her sayfa yeni bir arkadaşın izini taşırdı. Sosyal medyanın, profil sayfalarının ve dijital paylaşımların olmadığı o yıllarda bu defterler, bir neslin kendini ifade etme biçimi ve en değerli hatıra arşivleriydi. Bu bölümde, sayfalar arasında saklanan dostlukları, gençlik heyecanlarını ve unutulmaya yüz tutmuş defter kültürünü yeniden hatırlıyoruz.

Sporla Büyüyen Çocukluk: Rekabet ve Güç Gösterileri
80’lerde spor yapmak, sadece bir branşla ilgilenmek değil; mahallede arkadaşlarla buluşmanın, kendini göstermenin ve birlikte zaman geçirmenin en güzel yollarından biriydi. Okul bahçelerinde futbol maçları, basket ve voleybol karşılaşmaları, atletizm yarışları ve masa tenisi turnuvaları büyük heyecan yaratırdı. Spor salonu olmayan yerlerde bile kendi imkanlarıyla çalışan gençler; apartman demirlerinde barfiks çeker, evlerin arasında şınav ve mekik yarışları yapar, yay çekerek güçlerini denemeye çalışırlardı. O yıllarda kas yapmak için özel salonlardan çok, azim, disiplin ve biraz da arkadaş rekabeti vardı. Bu bölümde, sokaklarda başlayan spor sevgisini, mahalle maçlarını, okul müsabakalarını ve bir neslin kendi kendine geliştirdiği güçlü beden kültürünü hatırlıyoruz.

Folklör Oynamak ;
80’lerde çocuk ve genç olmak, bazen bir okul salonunda bazen de mahalle derneğinde halk oyunları ekibine katılmak demekti. Folklör kursları ve ekipleri, sadece dans öğrenilen yerler değil; arkadaşlıkların kurulduğu, sahne heyecanının yaşandığı ve birlikte hareket etme duygusunun öğrenildiği özel ortamlardı. Türk halk oyunları ekipleri; okul gösterilerinde, bayramlarda, mahalle etkinliklerinde ve özel gecelerde renkli kıyafetleri, davul-zurna sesleri ve uyumlu figürleriyle büyük ilgi görürdü. Bu bölümde, yöresel oyunların, prova günlerinin, sahne öncesi heyecanın ve bir dönemin en sevilen hobilerinden biri olan folklör kültürünün sıcak anılarını hatırlıyoruz.

El Emeği Hobiler: Dikiş, Örgü ve Moda Merakı ;
80’lerde kız çocukları ve gençler için el işi, sadece bir uğraş değil; üretmenin, öğrenmenin ve kendi tarzını oluşturmanın keyifli bir yoluydu. Evlerde annelerden, büyükannelerden öğrenilen örgüler; şiş, yün, tığ ve renk renk iplerle şekillenir, bazen bir atkıya bazen bir kazağa bazen de özel bir hediyeye dönüşürdü. Dikiş setleri, kumaş parçaları, mezura, makas ve moda dergilerinden çıkarılan patronlarla kendi kıyafetini tasarlama heyecanı yaşanırdı. Dönemin dergilerinden bakıp model seçmek, kalıp çıkarmak, prova yapmak ve ortaya çıkan eseri gururla kullanmak; sabır, yaratıcılık ve el becerisi isteyen güzel bir alışkanlıktı. Bu bölümde, bir dönemin evlere yayılan üretme kültürünü, el emeğinin değerini ve geçmişten kalan sıcacık hobileri hatırlıyoruz.

Balık Tutma Keyfi: Boğaz’ın Kıyısında Geçen Saatler ;
80’lerde Boğaz kıyısında yaşayanlar için balık tutmak, sadece bir hobi değil; sabır, huzur ve mahalle kültürünün bir parçasıydı. Sabahın erken saatlerinde oltasını alan büyükler, gençler ve çocuklar sahile iner; kimi kıyıda, kimi küçük bir sandalda saatlerce beklerdi. Misina, iğne, yem kutusu ve eski bir sandal; bazen bir günün en büyük macerasını başlatmaya yeterdi. İstavrit, palamut, lüfer peşinde geçen sohbetler, komşularla yapılan balık muhabbetleri ve “oltaya bir şey takıldı mı?” heyecanı o yılların unutulmaz anılarındandı. Bu bölümde, Boğaz’ın serin sularında geçen sakin bekleyişleri, çocukluk merakını ve balık tutmanın bir nesil için taşıdığı özel yeri hatırlıyoruz.

Maket Yapmak ve El Sanatları:
80’lerde çocuklar için üretmek, çoğu zaman kendi elleriyle bir şeyler ortaya çıkarmak demekti. Hazır oyunların ve dijital dünyanın olmadığı o yıllarda maket yapmak, sabır ve hayal gücü isteyen en sevilen uğraşlardan biriydi. Plastik uçak, gemi, araba ve asker maketleri; mukavva, tahta, yapıştırıcı ve boyalarla yapılan küçük projeler saatler süren keyifli çalışmalar olurdu. Bunun yanında resim, ahşap işleri, boncuk işleri, kartondan modeller ve çeşitli el sanatları da çocukların ve gençlerin yaratıcılığını geliştiren önemli hobiler arasındaydı. Bu bölümde, ellerimizle şekil verdiğimiz küçük dünyaları, uğraşırken öğrendiğimiz sabrı ve 80’lerin üretmeye dayalı hobi kültürünü yeniden hatırlıyoruz.

Fotoğrafçılık: Anıları Karelere Sığdıran Yıllar
80’lerde fotoğraf çekmek, bugünkü gibi anında görülen ve paylaşılan bir alışkanlık değil; sabır, heyecan ve özen isteyen özel bir uğraştı. Fotoğraf makinesini eline alanlar; doğada güzel bir manzarayı, aile anlarını, arkadaş toplantılarını ya da mahalledeki güzel bir anı ölümsüzleştirmek için dikkatle kadraj kurardı. Film rulolarının bitmesi, makinenin içinden çıkan her karenin değerli olması, filmlerin banyo ve tab için fotoğrafçıya bırakılması ayrı bir heyecandı. Evlerin duvarlarında asılı fotoğraflar, sehpalarda duran albümler ve özenle saklanan kareler; geçmişin en kıymetli hatıralarıydı. Bu bölümde, 80’lerin fotoğraf merakını, analog makine tutkusunu ve biriktirilen anıların nasıl emekle saklandığı o özel dönemi hatırlıyoruz.
