Sıcak Yemekler:

Et lokantası ya da kebapçı olmadığı için Türk halkının dışarıda yemek yeme alışkanlığı yoktu. Evlerde yenirdi. Yemek kalabalık aile sofralarında zevkle sohbet ortamında yeniyordu. Koşturmaca içindeyken, bir yandan televizyon seyrederken ya da bilgisayar başında çalışarak değil; yemeğin tadını çıkara çıkara, sadece yemeği düşünerek yediğimizde vücudumuz çok daha iyi sindirebiliyor ve yediklerimizden daha iyi faydalanabiliyorduk. 


Eskiden herkes kendi toprağında yetişenleri yerdi. Kendi ikliminin, kendi coğrafyasının ürünü olan gıdalarla beslendiğinde, besinlerin vücut için daha şifalı bir etkisi olurdu. Eskiden gıdalar “gerçek”ti, rafine edilmiyordu.

Et ve Et Yemekleri :

 İstanbul’da o yıllarda sığır, dana eti yeme alışkanlığı yoktu. 1960’tan sonra İstanbul halkı dana etini öğrendi. Koyun ve kuzu eti tercih edilirdi yemeklerde. Bu kasaplarda işlenen etler evlerde direk yemeklerde kullanılır, ve genelde saklanmaz günlük tüketilirdi. Sebze ve bakliyatla etin azar azar kullanıldığı ve et balık kurumlarının önünde bazı babalarımızın sıra bekleyerek aldığı dönemlerdi. Ama babalarımızın zorlukla eve getirdiği et annelerimiz tarafından geleneksel tatlara dönüştürülürdü. İzleyin..

Tavuk ve Tavuk Yemekleri :

 Tavuk yemek eskiden başlı başına bir işti. Bu nedenle, eve gelen bir misafire tavuk yemeği çıkartmak demek, misafire bir nevi “Bakın sizler için ne zahmetlere girdik” demekti. Yani tavuk pişirmek misafire itibar etmenin bir yoluydu. Tavuklu yemek çeşitlerinin başında tavuk-pilav/ tavuklu mantı/sebzeli tavuk haşlama gelirdi. Fırında tavuk çevirmede gelenekseldi. Ama tavuk suyuna şehriye çorbası ise o zaman annelerimizin ilaç tercihlerinden biriydi. devam….

Balık ve İstanbul :

Bir zamanlar İstanbul’da oldukça bol olan ve ekmek niyetine tüketilen balık, tarihin erken zamanlarından itibaren bu şehrin insanlarının kaderi oldu. Zira İstanbul ve çevresindeki coğrafi şartlar adeta balıkların doğal üremesi, gelişmesi ve avlanması için özel fırsatlar verdi. Karadeniz’de beslenen balıklar, Boğaziçi’nin girintili çıkıntılı kıyılarında oluşturulan dalyanlarda avlanıp sonra özellikle Altın Boynuz olarak adlandırılan Haliç içlerinde tuzlama, turşu, lakerda, kurutma, tütsüleme gibi tekniklerle işlenerek piyasaya tüketime sunuldu. Bu nedenle balık asırlar boyu şehrin insanlarının kaderi oldu. Kentte basılan paralarda yunus ve palamut balığı figürleri sık sık kullanıldı. izleyin

Sebze Yemekleri :

 İstanbul’ un ihtiyacı olan sebze ve meyveler başta Adana, İçel, İzmit, Tekirdağ, Bursa olmak üzere tarım yapılan illerden her gün  tonlarca  sebze meyve Eminönü’ n de bulunan hale gelirdi. Halin önüne yanaşan kamyonların yükü sırt hamallarıyla önce halin içindeki mağazalara yerleştirilir, oradan mahallemizdeki manavlar tarafından satın alınıp sofralarımıza kadar ulaşırdı. Yılın dört mevsimini farklı sebzeler yerdik, Her zaman her sebze bulunmazdı ve bizler o zamanları bilirdik. Aramızda doğum tarihini ebeveynlerinden “dut zamanı” olarak öğrenmiş arkadaşlar vardı. . İşte o yıllarda dönemine göre ulaşabildiğimiz ve yediğimiz sebze yemekleri… devam….

Unlu Mamüller ve hamur işi yemekler :

Eskiden  herkesin evde olduğu pazar günlerinde annemiz evde pide içi hazırlardı. Hazırlanan iç, evin çocukları tarafından mahallelerimizde olan taş ekmek fırınlarına götürülürdü. Bunun dışındaki tüm unlu mamüller anneler tarafından pişirilir, Fırınlarda sadece bir kaç tip ekmek ve ramazan ayı gelirse pide bulunurdu. Ekstradan bulundurulan ürünlerde kandil simidi ve galeta sayılabilir. İşte o ürünler…devam…

Organik Besinler :

Köy yumurtası için “Köylü müsün ya, yenir mi o?” deniyordu, ama şimdi pek değerlendi. Hem az bulunuyor hem de fiyatı fabrika yumurtasına göre iki kat daha pahalı. Parasına değer tabii ki. 2000’ler sonrasında sert bir geçişle değeri anlaşıldı organik gıdaların. Burun kıvrılan kurtlu elma, bir anda kıymete bindi. İnsanların aklı başına geldi aslında.

Rafinasyon işlemleri sırasında un, şeker, yağ gibi gıdalar doğal mineral ve vitaminlerini kaybediyorlar. Bugün çok yesek de gerçekte ne yazık ki doymadığımız hissi yaşıyoruz, gıdaların besleyici değerinde düşüşler var. Aşırı şişmanlık olsa da vücutta besin yetersizliğine bağlı hastalıklar artmaya devam ediyor.